Yaşar Kemal
Bugünlerde bahar indi Anadolu’nun düzüne… Çukurova’nın, Harran’ın, Konya’nın düzüne. Şimdi bahardan, baharın güzelliğinden söz açacaktım. Gene karşıma geldi dikildi, Anadolu’nun yüzlerce yıllık yoksulluğu. Anadolu’dan söz açmak isterken, ister istemez bu yoksulluk belası gelip karşıma dikiliyor. Oysa ben bahardan, baharın güzelliğinden söz açmak istiyordum. Bahar, güneş soyut şeyler değil ki… İster istemez insanların yaşantısı giriyor araya. İnat ettim, ben bugün gene de bahardan, salt bahardan söz açmak istiyorum.
21 Mart baharın ilk günüdür. Anadolu’da doğanın uyanışı kutlanır. Anadolu halkı bahar üstüne türlü efsaneler çıkarmıştır. Her yıl bahar, yeniden bir uyanış, yeniden bir hayata geliştir.
Baharın büyük bayramları vardır. Eskiden Anadolu’daki en büyük bayram bahar bayramıydı. Çocukluğumda bizim köy, bütün bayramlardan daha çok önem verirdi bahar bayramına. Köyde hiç kimse kalmaz, bütün köy, çocuk çocuk, kadın erkek dağlara ovalara düşerdi. Baharı bütün sevinçleriyle doğanın uyanışına katılmaya dağlara, ovalara dökülürlerdi.
Doğa ve insan bir sevinç kasırgasında birleşirlerdi. Doğa, çiçeği, tomurcuğu, çimeni, güneşiyle gelir, insanlar da en güzel giysileriyle, en güzel türküleri oyunlarıyla ona katılırdı.
Denizlerin ermişi boz atlı Hızır, karaların ermişi İlyas… Biri denizden gelir, ötekisi karadan. Karaların, denizlerin ucunda birleşirler. Birleşip el ele tutuştukları an, işte bu anda doğada ne varsa, işte tam bu anda her şey durur. Denizlerin dalgalanması, rüzgârı durur. Göğün bulutu, yağmuru durur. Tomurcukların büyümesi, çiçeklerin açması durur. Topraktan bir filiz başını çıkaracak, açılacakken durur. Akar sular durur, akmaz olur. Donar kalır. Ağaçlar da o anda büyümelerini keser.
Hızır ile İlyas birbirlerinden ayrılıncaya kadar, bu çok sürmez, doğada her şey durur. En küçük bir kıpırdanma olmaz; doğada ne varsa o an her şey ölmüştür.
Hızır ile İlyas birbirlerinden ayrılır ayrılmaz da her şey yeniden büyük bir coşkunlukla devinmeye başlar. Tomurcuklar birden patlar, filizler birden toprağı yarar. Sular daha bir coşkunlukla çağlamaya başlar. Bu duruş, bu ölüm doğaya yeni bir hız verir. Bu durgunluk, ölüm yeni bir atılımdır. Her yıl 21 Mart’ta bir dünya, her bir şey öyle kalkar, her bir şeyleriyle yeni bir hızla, daha da güzel yeniden kurulur.
Doğa yeniden yaratılırken, insanlar da yeniden yaratıldıklarını kabul ederler. Doğayla, doğanın yeniden doğuşu sevinciyle insanlar sarmaş dolaş olurlar.
Doğanın öldüğü, sonra da dirildiği an büyük bir andır. O gün, gece Anadolu insanları sabaha kadar sularını beklerler. Suların durup yeniden akmaya başladığı anı beklerler.
Bu anı gören her kişinin bir dilekte bulunması gerekir. Suların durup da, yani doğanın durup da yeniden başladığı anı gören kişi, hemen o anda bir dilek diler:
“Bu toprak verimli olsun.”
O yıl toprak verimli olur. Bu kutsal anı gören kişi, dileğini dileyen kişi en güzel kişi sayılır.
Ve o yıl, adam “toprak verimli olsun,” derse, toprak verimli olur.
Adam “benim toprağım verimli olsun,” demişse onun toprağı verimli olur. Ama o adama da iyi gözle bakılmaz.
Doğayı uyanırken gören kişi herkesi ilgilendiren bir dilekte bulunmalıdır. Bu gelenektir:
“Bu yıl, bu toprakların üstüne hiçbir felaket gelmesin.”
O yıl o topraklar üstüne hiçbir felaket gelemez.
Dilekler üstüne çok hikâyeler duydum. Bir adam pınarın başına sermiş postunu. Yarı uyur, yarı uyanık bekler durur. Tam günbatımına karşı, bir de bakar ki, suyun sesi kesildi… O anda aklına hiçbir şey gelmez. Adamın çocuğu olmazmış hiç.
“Bütün karılar dört doğursun,” der.
O yıl, gerçekten, bütün kadınlar dörder dörder doğurur.
Başka bir adam, Kazdağı yörelerinde, akar suyun başında… Su büyük bir su. Suya gün vurdu vuracak… Birden durur su. Adamda bir telaş, dili boğazına akar. Amanın geldi geçiyor. Amanın fırsat kaçıyor. Kurduğu dilek bir türlü de aklına gelmez. Kıvranır durur. Derken gözüne kuru bir ağaç ilişir:
“Ağaç ağaç…” der. “Bütün dünya çiçek olsun. Kurumuş ağaç da…”
O yıl bütün ağaçlar yalnız çiçek açar. Ne meyve ne bir şey… Doğada ne varsa çiçeklenir. Kuru çöllerden çiçekler fışkırır. Rivayet ederler ki kayalardan, kuru ağaçlardan, doğada çiçek açmaz ne varsa hepsinden çiçek fışkırmış. O yıl, bütün yıl her yer çiçekle donanmış. Kar yağmış, kar açmış bakmışlar ki toprak tüm çiçek. Kurumuş yaz. Bir damla su yok. Ama her yer çiçekli.
Anadolu halkı doğa yeniden kurulurken, kurulduğunu gördüğün an, ne istersen olacağına inanır.
21 Marttan çok önce Doğu Anadolu’nun insanları akın akın düzlükler doldurur. Binlerce kişi dağların, tepelerin durdukları dolup taşarlar. Oyunlar, türküler.
Batıda Kazdağı’nı biliyorum. Anadolu’nun en güzel bayramını Kazdağı’na gelenler yaparlar. Kazdağı’nın tepesinde bir Sarıkız Türbesi vardır. Orada olur bayram… Büyük bir ateş yakarlar Kazdağı’nın tepesine. Sazcılar gelir Anadolu’nun çok yerlerinden. En güzel giysilerini giymiştir herkes. Üç gün üç gece yüzlerce kadın erkek, büyük bir esirlik içinde “Mengü” dönerler.
Anadolu’nun güzel işleri var. Bu yoksulluk, bu çaresizlik içinde bile. Bu doğanın zulmü, bu insanların zulmü içinde bile. Vuruyorlar kendilerini doğanın uyanışına, sevincine…