Adalet Ağaoğlu
Yüksek Gerilim öyküsünde yazarın siyolan kokusunu sadece pamuk tarlasına değil, insanların yemeğine, kıyafetine, hatta battaniyesine kadar sinmiş şekilde anlatması bana göre kesinlikle bilinçli bir tercihtir. Bu yoğun koku betimlemesi, çevre kirliliği ve bireyin yaşam alanına müdahale konusunda verilmek istenen bir mesajdır. Doğanın cevabı, hayatımızın her ama her alanında kullandığımız eşyalarımızda, yeni buluşlarımızda ve yaşadığımız birçok olayda kendisini göstermesi kaçınılmaz bir olgudur. İnsan doğaya ne yaparsa doğa da bir şekilde karşılığını verir.
Pamuk tarlalarına ilaç püskürtülmesinden sonra çevreye yayılan bu koku, hikâyeye “çevreye yararlı olmak adına doğru sandığımız yanlış şeylere karşı doğanın cevabı” anlamını katar. İnsan çoğu zaman yaptığı şeyin sonucunu hemen görmez ama bu sonuçlar birikir ve sonunda geri döner.
"Yüksek gerilim hattını ben sadece bir enerji kaynağı olarak değil, modernleşmenin doğaya ve insana yönelik tehditlerini temsil eden bir unsur olarak okudum."
Şehir hayatının “modern” adı altında insanlara yetersiz, yoğun ve hayata yetişemez hissettirmesi ve hayata “yetişmek” için temel değerlerinden vazgeçmesi bu hattın temsil ettiği şeylerden biridir. Modern hayat, insanı aydınlatırken aynı zamanda yoran ve tüketen bir yapıya sahiptir.
Bizim kendi hayatlarımızda da bizi hem aydınlatan hem de potansiyel olarak tehlikeye atan yüksek gerilim hatları vardır. Bana göre bunlar okul, iş yeri ya da aile evi olabilir. Örneğin bir öğretmenin kurduğu baskı yüzünden okul, yarar veren bir kurum olmakla beraber bir o kadar da gençliğimizi boşuna stres, yersiz endişe ve bir şeylere yetişmek için sürekli koşuşturulan bir yere dönüşebilir. Burada okul sadece bir örnektir ve bu benim gerçek hayattaki naçizane fikrimdir.
Öyküde ova, pamuk tarlaları ve kanalet projesi gibi doğal ve yapay unsurlar bir arada sunulur. Burada doğa, insan için hep bir “hammadde” olarak görülmüştür ve bu insanın kendine yaptığı en kötü şeylerden biridir. Doğa her ne kadar insanın hizmetine sunulmuş gibi düşünülse de insan kendi çıkarlarına alet etmekte kendini çok özgür hissetmektedir. Bunun sonucu olarak da doğa yavaş yavaş bize negatif tepkiler vermeye başlar ve o zaman her şey için çok geç olur.
Kadir Çiçek’in çalışkanlığına rağmen yaşadığı yoksulluk ve kardeşi Hasan’ı işe alma süreci, onun karakterinde ciddi bir çatışma yaratır. Bu aslında çoğu insanın yaşadığı bir durumdur. “Ne yapsam olmuyor, hiçbir şeyi yetiştiremiyorum, boşuna çırpınıyorum.” gibi cümlelerle bilerek ya da bilmeden çok sık karşılaşırız. Bu durum üretkenliğin azalmasına, psikolojinin çökmesine ve işlerin daha da kötüye gitmesine sebep olur.
Hasan’ın sahte kimlikle işe girme isteği bana göre kesinlikle çaresizliktir. Elde ettiği hevesler ve abisine bir şey sunma isteği coşku sayılabilir ama asıl sebep çaresizliktir. Çünkü kim okuyup daha az enerji ve ter harcayarak para kazanmak istemez ki? Hem de bir sosyal makam kazanmak varken.
Sakine karakteri ise direnç, aşk ve çaresizliğin verdiği kaçınılmaz tepkiyi temsil eder. Sakine, kocası ve kaynına işleri daha da zorlaştırmak istemediği için kendi psikolojisinden ödeyen bir karakterdir.
Öyküde kullanılan dilin sade, dolaysız ve kısa cümlelerden oluşması bence anlatılmak istenen temaları güçlendirir. Bir kitabın beğenilmesi, kolay anlaşılmasıyla doğru orantılıdır. Bu, dili ağır olan kitapların beğenilmeyeceği anlamına gelmez ama düz mantıkla bir kitabın beğenilmesi için önce okunabilmesi gerekir.
Anlatıcının olaylara dışarıdan bakan ve yorum yapmayan tavrı, okuyucunun kendi fikrine gölge düşürmemek içindir. Bu yaklaşım, okuyucuya “hikâyenin yorumu senin elinde” mesajını verir. Anlatıcının kimi zaman karakterlerin zihnine girmesi ise hikâyedeki gerilim ve çaresizlik duygusunu daha da pekiştirir. Bence yazar empatiyi tamamen dışlamadan ama daha çok eleştirel bakış açısını önemseyen bir anlatım tercih etmiştir.
Bu öykünün sadece bir aile dramı olduğu fikrine kesinlikle katılmıyorum. Yazar hiçbir hikâyesinde tek bir değer sunmaz. Alttan alta ya da açık şekilde günümüz dünyasının birçok problemini kendi görüşünü de katarak sunar.
“Duvar” hikâyesindeki taş duvar kalıntısı ile tohum karşıtlığı bana göre hepimizin yaşadığı var olma çabasını anlatır. Hepimiz var olma çabası içindeyiz ve bu çaba bazen diğerlerini baskılamakla sonuçlanır.